Müzikoterapi: Müzik ile Terapi

0
89
müzikoterapi
müzikoterapi

Müzikle tedavi, ruhsal ve bedensel sorunları olan çocukların ve yetişkinlerin psikiyatrik durumlarını belirlemede yol gösterici bir iletişim yöntemidir. Diğer yandan müzikle tedavi, toplumdaki sosyal ilişkilerin geliştirilmesi, bireylere güven duygusunun kazandırılması ve bedensel sorunları olan bireylerin fiziksel egzersizleri kolaylıkla gerçekleştirebilmeleri açısından önem taşımaktadır. Bireylerin yaşantılarında ve tedavi süreçlerinde büyük önem taşıyan müzikle tedavinin geçmişi de, Afrika, Amerika, Asya, Avrupa ve birçok Türk medeniyetlerine kadar uzanmaktadır.

Müzik, halk arasındaki anlayışa göre genellikle bir eğlence aracı olarak algılanmaktadır. Oysaki müzik, duygu ve düşünceleri seslerle anlatan ya da sesleri düzen ve estetik anlayış içerisinde ifade eden bir sanattır. Müziğin bu özelliği ile sadece bir eğlence aracı olmadığı, insanın ruh, duygu ve düşünce dünyasını da yansıtan bir kavram olduğunun anlaşılması, müziğin insanlar üzerindeki etkileri konusunda birçok bilimsel araştırmaya olanak sağlamıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda müziğin, öğrencilerin ifade yeteneğini geliştirdiği, estetik ve yapıcı düşünme kapasitesini ve akademik performansı arttırdığı, çocuklara daha hızlı okuma-yazma yeteneği kazandırdığı ve öğrenme güçlüğü çeken çocukların eğitimlerini kolaylaştırdığı ortaya çıkmaktadır.

Müzikle tedavinin tıp bilimindeki birçok alanla ilişkili olduğu ve bu alanlarda kullanıldığı bilinmektedir. İnsan diğer sanat dallarına göre, müzikten daha çok etkilenmektedir. Müzik, ruhun çeşitli tepkilerini en iyi ifade eden bir sanattır. Bu özelliğinden dolayı da insanın ruhsal davranışlarını inceleyen psikoloji ile müzik arasında doğal bir bağ oluşmaktadır. Tıp biliminin alt alanlarını oluşturan onkoloji, kardiyoloji, nöroloji ve pediatri gibi bilim dallarında karşılaşılan hastalıkların tedavilerinde müziğin yardımcı bir tedavi aracı olarak kullanılması, hastalıkların tedavi sürecini olumlu yönde etkilemektedir.

Müzikle tedavi, sanat-tedavi yöntemlerinden biri olup, hastaların aktif ve yaratıcı katılımını gerektirir. Bunların yanı sıra müzikle tedavi, sosyal ilişkilerin geliştirilmesi, kendine güvenin yeniden kazandırılması, fiziksel egzersizler ve motor kontrol konsantrasyonun arttırılması için psikiyatri hastanelerindeki programların bir öğesi olmuştur. Örneğin, Avusturya Meidling Klinik’te çalışmakta olan Dr. Gerhard Kadir Tuçek, komadaki hastalara Türk müziği dinlettiklerini ve yoğun bakımdaki hastaların çoğunda da olumlu sonuç aldıklarını belirtmektedir. Meidling Klinik’te yoğun bakımda tedavi görmekte olan hastalara, her gün 20–30 dakika arasında dinletilen Türk müziği ya da Klasik Batı müziği sonucunda, hastaların kımıldatamadıkları organlarını çalıştırabildikleri ortaya çıkmıştır.

Müziğin insanlar üzerinde bıraktığı etkiler psikolojik etkiler ve fiziksel etkiler olarak ikiye ayrılmaktadır. Müziğin fizyolojik ve psikolojik etkilerinin analizi oldukça güçtür. Burada iki teori söz konusudur. Bunlardan biri, müziğin birinci derecede duygulara yapmış olduğu etki, ikincisi ise müziğin fizyolojik etkilerinden dolayı beraberinde oluşturduğu psikolojik etkidir. “Birey kendi kültürünün müziğinden daha çok etkilenmektedir. Çünkü kendi kültürünün müziği ile daha sağlıklı bir iletişim kurabilmektedir.

Bireylerin müzik anlayışları yaşamış oldukları toplumun sosyal ve kültürel yapısına ve almış oldukları eğitime bağlı olarak çeşitlilik göstermektedir. Bireylerden bazıları sadece belirli türde bir müziği kendi kişisel veya sosyal ön yargıları nedeniyle kabul etmekte veya reddetmektedir. Bu faktörlerden birçoğu müzik terapistlerinin çalışmalarına yardımcı olmaktadır.

Ayrıca müzik, sosyalleşmede de büyük önem taşımaktadır. Müziğin sosyalleşmede önemli bir araç olduğuna inanan araştırmacılardan biri de Japon araştırmacı Hajime Fukui’dir. Fukui araştırmalarıyla şu sonuçlara ulaşmıştır: Birlikte müzik yapan erkeklerde testosteron, her iki cinste ise stres hormonu daha az salgılanırken, sosyal bağları güçlendiren oksitosin hormonu daha fazla üretilmektedir. Diğer bir yandan, müziğin duygusal etkilerini bilimsel bir şekilde ölçmek mümkün olmamaktadır. İnsanların müziğe verdikleri bazı fiziksel karşılıkların, kendiliğinden ve kontrolsüz reflekslerle oluştuğu bilinmektedir. Örneğin; müzik dinlerken aniden hızlanan bir pasaj sırasında nefes almamızın hızlandığını fark edebiliriz. Bunlar arzu edilmeyen reflekslerdir. Belirli müzik aletleri sinir sistemimizi kesin olarak etkilemektedir. Yüksek veya alçak sesler sinirsel gerilim veya gevşeme şeklinde etkili olmaktadır. Aşırı hız veya ses yoğunluğu sinirlerin aşırı uyarılmasına neden olabilmekte ve fiziksel ağrılı bir durum da oluşturabilmektedir. Rus Doktor Dogiel 1880 yılında Almanya’da yaptığı bir uygulamada, çıkan sesin yüksekliğine, şiddetine ve aynı zamanda çalgının çeşidine göre kan dolaşımında değişiklikler meydana geldiğini saptamıştır. M. Daubresse “Musico-Therapie” adlı kitabında ise Dr. Dogiel’in uygulamalarındaki bulgulardan çıkan sonuçları şu şekilde açıklamıştır:

I. Müzik, insanda ve hayvanda, kan dolaşımı üzerine etki eder.
II. Müziğin etkisi sonucunda kan basıncı, aralıklarla, yükselme ve alçalma yapar.
III. Müzik ve ıslık sesi, insanlar ve hayvanlardaki kalp kasılmalarının iyileşmesine neden olur.
IV. Kan dolaşımının değişikliği, sesin yüksekliğine ve şiddetine bağlıdır.

İnsanın müziğe tepki vermesinin nedenlerini anlamak için müzikle tedavinin uygulanması vazgeçilmez bir husustur. Bu tedavi sürecinde hastanın belirli müziksel deneyimler karşısında tepkilerinin dikkatle izlenmesi, hastalığın teşhisi veya tedavisine yardımcı olabilmektedir.

Kaynak: GENÇEL, Özge. Müzikle tedavi. Kastamonu Eğitim Dergisi, 2006, 14.2: 697-706.