İnsan Genom Projesi (HUGO)

0
250

1953’te DNA’nın çift sarmal yapısını açıklamalarıyla başlayan ve 1973’te genetik mühendisliği ile bakterilere DNA transferinin gerçekleştirilmesiyle yeni bir çağ açan genetik mühendisliği çalışmaları, 21.yüzyılda hayatımıza çok etkin ve hızlı bir şekilde yön vermektedir. Bu süreçte en önemli çalışmalardan birisi de, sonuçları itibarı ile insanoğlu için genetik bir devrim niteliği taşıyan ve uygulanması etik tartışmalara neden olan İnsan Genom Projesi (HUGO) dir.

İnsan Genom Projesi, Amerika Enerji Kurumu ve Ulusal Sağlık Enstitüsü (National Institutes of Health-NIH)’nün ortak çabalarıyla 1 Ekim 1990 tarihinde resmen başlatılmış, 2006 yılı Mayıs ayında da resmen sona erdirilmiştir. Genetik biliminin en önemli ayaklarından biri olan insan genom projesinin esas amacı; genetik yapıyı belirleyen şifreleri çözümlemektir. 2006 yılında açıklanan sonuçlara göre; genlerin okunması tamamlanmış, bununla birlikte insan genlerinin fonksiyonları henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Genom projesinin, günümüzde uygulamaları henüz istenilen noktaya gelmemiş gibi gözükse de, genetik yapının okunması ile özellikle tıp alanında yeni bir çığırın açıldığı inkar edilemez bir gerçektir. Bu alanda, kalıtsal hastalıklar ile genetik mühendisliğinin izolasyonu ve gen manipülasyonları gibi konular hızla gelişimini sürdürmektedir.

İnsan genom projesinin, insanda doğrudan ya da dolaylı olarak hastalığa yol açan genlerin belirlenmesine, niteliklerinin saptanmasına ve onların sağlıklı yapıdan ayrıştırılmasına yardımcı olacağı artık kabul edilen bir gerçektir. Ancak, hastalıklarda tanıdan tedaviye kadar çok geniş bir yelpazede kullanılabilecek potansiyel güce sahip olan genetik manupülasyonlar, uygulamalarda “genlere müdahale” imkanının ortaya çıkarması bakımından bir takım endişeleri de beraberinde getirmiştir. Gelinen noktada, gen teknolojisi ile insan kendi kopyasını yapabileceği gibi, kendi çevresini de kalıcı olarak değiştirebilecek bir potansiyele sahip olmuştur. Bu bağlamda da gen teknolojilerinin bu potansiyel gücü, bugün genetik manipülasyonlara ilişkin bir takım etik soru ve sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu etik sorunlar; insan vücudunun doğal dengesinin bozulması, gen kirliliği, genetik bilginin biyolojik silah olarak kullanılabilme riski, üstün insan yaratma çalışmaları veya ağır işçi olarak çalıştırılan insan gücü, cinsiyet ayrımcılığı, standart sağlık kalitesinin oluşturulamaması, sigorta şirketlerinin sigorta oranlarını yükseltmesi şeklinde örneklenebilir.

Genetik uygulamaların önünde çok geniş ufuklar uzanmakta ve bu alanda da dev adımların atıldığı açıkça görülmektedir. Özellikle genlerin şifrelerinin, gen kasetinin tamamen çözümlenmesiyle klonlama, kök hücre, embriyo çalışmaları vb adımlarla genetik tanı ve tedavide büyük adımlar atılmaktadır. Bu adımlardan özellikle gelecek nesil en fazla fayda sağlayabilme potansiyeline sahiptir. Örneğin genetik manipülasyonların yaygınlaşması ve gen tedavilerinin geniş bir yelpazede kullanılabilir olmasıyla, orta ve ileri yaştakiler için birçok hastalığın tedavisi mümkün olacak, belki de gelecek nesilde söz konusu hastalıkların hiç birisi görülmeyecektir. Çünkü, doğum öncesi müdahaleyi mümkün kılan genetik manipülasyonların artması, gelecek nesillerin bu teknolojileri kullanımı, korunma yöntemlerinin geliştirilmesi şu an var olan hastalıklara yakalanma riskini azaltacak veya tamamen ortadan kaldıracaktır. Bu durum HUGO’nun sonuçlarının ne kadar önemli olduğunun bir göstergesidir. Özellikle HUGO’nun sonuçlarının pozitif yönleriyle değerlendirilmesi ve pozitif yönde kullanılması, hastalıklara karşı köklü çözüm yollarının bulunacağı umudu artırmaktadır.

Ancak genetik manipülasyonlar bireyi, temel hak ve özgürlükleriyle, birey onuru arasında seçim yapma gibi bir normatif çatışmaya itme özelliğine sahiptir. Bu durum bireyi, kendi etik değer ve normlarıyla, bireyle-toplum, bireyle sosyal normlar arasında tercih yapma durumunda bırakabilir. Unutulmaması gereken bu çalışmalarda insanı bir araç olarak değil, daima bir amaç olarak görmek ve ona göre eylemde bulunmaktır. Gen teknolojileri gelişim sürecinde insanlığın faydasını gözeterek oluşturulan etik ilkeler ve buna uygun davranışlar, toplumsal fayda gibi yüksek bir amaca hizmet edecektir. Tartışılan etik sorunlara karşın, genetik mühendisliğin doğru amaçlar için kullanıldığında gelecekte insanlığa büyük bir ışık kaynağı olacağı, ümit olacağı gerçeği göz ardı edilmemelidir. Bu durumda söylenebilecek son söz olarak; insan genom projesinin bu gün geldiği durumla ilgili Winston Churchill’in II. Dünya Savaşından sonra söylediği “Bu bir son değildir, sonun başlangıcı da değildir. Olsa olsa bu başlangıcın sonudur” sözü oldukça uygun düşecektir.

Kaynak: DEMIR, Aysel. Etik açıdan insan genom projesi. 2013.