Davranış Genetiği

0
177

Davranış özelliklerinin kuşaklar boyunca aktarılabilir olma ihtimali nesiller boyunca merak konusu olmuştur. İlk olarak pedagoji yazarı Richard Mulcaster, 1582 yılında çocukların gelişimde etkili faktörlerin ‘doğa ve yetiştirme tarzı’ (nature and nurture) ile ilişkili olduğunu öne sürmüştür. Genetik kavramların yüzyıllar içinde artarak bilimin içinde yerini alması ile hastalıkların kalıtsal özelliklerinin ortaya çıkması sağlanmış ve bilim tarihinde önemli bir konu yerini sağlamlaştırmıştır.

Bu kavramlarla ilgili ilk bilimsel çalışmalar on dokuzuncu yüzyılın sonlarında, Darwin’in kuzeni olan İngiliz bilim adamı Sir Francis Galton tarafından gerçekleştirilmiştir. Galton, genetik faktörlerin şiddet davranışı üzerine etkisi araştırdığı çalışmasında, üstün yetenekli bireylerin normal popülasyona göre daha fazla ihtimalle üstün yetenekli çocuğa sahip olduklarını ve bu bireylerin çoğunun birbiriyle akraba olduğunu göstermiş ve bu verileri istatistiksel analizlerle desteklemiştir. Hatta bu bireylerin zeka testlerinden geçirilerek yüksek puan alan kişilerin çiftleştirilmesini önermiş böylelikle üstün ırk elde edilebileceğini öne sürmüştür.

Ancak, yapılan araştırmalar göstermiştir ki, bireyler arasındaki davranışsal farklılıkları açıklamak için sadece genlerin incelenmesi yeterli değildir. Aynı zamanda genlerin işlevini etkileyen çevresel faktörlerin de dikkate alınması gerekmektedir. Deneyimler, genlerin ifade edilme özelliklerini değiştirerek bir ömür boyu insan genomu üzerinde ve sonraki kuşaklarda epigenetik işaretler bırakır ve kişiye özgü davranış kalıplarının oluşumunu sağlar.

Davranış genetiği kavramı ilk olarak 1960 yılında bir araştırma disiplini olarak kabul görmüştür. Daha sonra Davranış Genetiği Derneği kurulmuş, Drosophila ve arılar üzerinde yapılan çalışmalarla davranışlar ve gen ifadesindeki değişimlerin ilişkisi incelenmiştir.

Turkheimer, davranış genetiğinin üç kuralını tanımlamıştır. Bunların ilkinde, tüm insan davranış özelliklerinin kalıtsal olduğunu ve bu özelliklerin bir dereceye kadar genetik varyasyonlardan etkilendiğini; ikincisinde, aynı ailede büyümenin etkisinin genlerin etkisinden daha az olduğunu; üçüncüsünde ise karmaşık insan davranışsal özelliklerindeki değişimin önemli bir kısmının genler ya da ailenin etkisiyle açıklanamayacağını ifade etmiştir. Daha sonra bu kurallara dördüncüsü eklenmiş, tipik bir insan davranışsal özelliğinin pek çok genetik varyantla ilişkili olduğu ve bunların her birinin davranış değişkenliğinin küçük bir yüzdesinden sorumlu olduğu belirtilmiştir.

Sosyal kuralların ihlali ve diğer insanların haklarını hiçe sayma ile karakterize anti sosyal davranışların genetik temelinin araştırılması, davranış genetiğine büyük katkı sağlamaktadır. Evlat edinilmiş çocuklardan biyolojik ebeveynleri mahkum olanlar, evlat edinen ebeveynleri mahkum olanlara göre anti sosyal davranışlar sergilemeye daha yatkındır. Araştırmalar göstermiştir ki saldırganlık ve şiddet gibi anti sosyal davranışların genetik aktarımı, hırsızlık gibi anti sosyal davranışlara kıyasla daha fazladır. Adolesan dönemi ve yaşam boyu süren anti sosyal davranışlar şeklinde gruplandırıldığında, yaşam boyu süren anti sosyal davranışlar erken başlangıç gösterir, nörogelişimsel kökenlidir ve daha erken yaşta ortaya çıkar. Saldırgan davranışlar üzerine yapılan çalışmalarda agresif tutumun kişiler arasında değişkenlik göstermesinde genetik ve paylaşılmamış çevre sorumlu tutulmaktadır. Kasıtlı saldırgan davranış sergileyenlerde reaktif saldırgan davranış sergileyen kişilere göre genetik etkinin daha belirgin olduğu görülmüş ve saldırganlığa yönelik genetik çalışmalar için en umut verici fenotipin kasıtlı saldırgan bireyler olduğu vurgulanmıştır.

Başka bir çalışmada fiziksel saldırganlığın kadınlarda çevresel faktörlerle, erkeklerde genetik faktörlerle daha ilişkili olduğu gösterilmiştir.

Kaynak: Duygu Onur, CURA.; ÇANKAYA, Tufan. Genetik faktörlerin şiddet davranışı üzerine etkisi. 2017.